Birinci Baskı Ürün Yayınları, 2006.
Önsöz’den:
Tanzimat’tan bu yana iki yüz yıla yakın, Cumhuriyet kurulalı da seksen iki yıl geçtiği halde, ülkemizin sorunlarını bir türlü çözemedik. Eğitim, sağlık, maliye, ekonomi, çevre, insan hakları, işsizlik gibi önemli konuların hiçbiri düze çıkacak, yüzümüzü ağartacak bir duruma gelemedi.
Bunca yıldır Avrupalılaşmak, daha doğrusu çağdaşlaşmak için “Tavşana kaç, tazıya tut” oyunu oynuyoruz. İşin doğrusu Türkiye’ye yazık ediyoruz.
Ortaçağ’da, Avrupa devletleri uyurken Osmanlı Devleti görkemli bir imparatorluk kurmuştu. Bu imparatorluk, başlangıçta kurum ve kurallarıyla bütün dünyanın imrendiği ve saygı duyduğu bir duruma gelmişti.
Ancak Osmanlı yöneticileri kendi köklerinden uzaklaştığı için ve medreselerin dar dünya görüşü yüzünden yıkılışa doğru gitmek zorunda kaldı.
İmparatorluk yıkılışa doğru giderken yukarıda, devlet katında çıkarılan fermanlar, fetvalar, yasalar, kararlar bu gidişi durduramadı.
* * *
Bu kitabı
yazma amacım, herhangi bir tarafı kötülemek değil, tam tersine silkinip bir
türlü düze çıkamadığımızın nedenlerini araştırmak. Bunu yaparken ister istemez
geçmişten günümüze bir yolculuk yapma gereğini duydum. Çünkü her şeyin kökü-
kökleri geçmişte saklıdır. Bizler o köklerden gelen sürgünleriz.
* * *
O nedenle artık bu kadar tökezlemeler, yalpalamaları bitirmeli, aklın ve bilimin öncülüğünde yolumuza devam etmeliyiz. Çünkü zaman su gibi akarken bilim ve teknoloji de sıçramalar yaparak ilerliyor.
Şu da
unutulmamalıdır: Tarih, olup bitenlere seyirci olanları değil, o olayları
yaratanları defterine not eder.
20 Ocak 2006, Ahmet Z. Özdemir